Küçük Prens

Küçük Prens

Antoine de Saint-Exupéry

Language:

Pages: 32

ISBN: 9750724437

Format: PDF / Kindle (mobi) / ePub


Antoine de Saint-Exupéry tarafından New York'ta bir otel odasında yazılan Küçük Prens, yayımlandığı günden bu yana milyonlarca insanın kalbini fethetmeye devam ediyor. Küçük Prens'in yaşadıklarını anlıyor, kırgınlıklarına üzülüyor, söylediklerine hak veriyoruz. Gezegenindeki çiçeğiyle pek anlaşamadığı için biraz uzaklaşmaya karar veren, yolculuğu sırasında Dünya'ya da uğrayan Küçük Prens, Sahra Çölü'nde bir pilotla karşılaşır. İşte olan biteni de bu pilot anlatır bize. Kimdir Küçük Prens, neden sürekli sorular sorar, çiçeğiyle neden anlaşamamıştır, gittiği diğer gezegenlerde kimlerle karşılaşmıştır ve neler öğrenmiştir?

Bu öyküyü dinlerken Küçük Prens'in yaşadıkları ve öğrendikleri sayesinde hayatımıza tekrar bakıyoruz ve yaşamı anlamlandırmada "ne kadar da büyüdüğümüzü" görüyoruz. Küçük Prens'in de dediği gibi "Büyüklere her şeyi açıklamak gerekir zaten."

Nietzsche: Human, All Too Human: A Book for Free Spirits (Cambridge Texts in the History of Philosophy)

The Prince

Merleau-Ponty and Environmental Philosophy: Dwelling on the Landscapes of Thought

The Gospel According to Renan: Reading, Writing, and Religion in Nineteenth-Century France

A Critical History of Greek Philosophy

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

dönüp duruyorlar,” dedi. Sonra ekledi: “Bunca çabaya değse bari...” Güldü. İpi tutarak çıkrığı çevirmeye başladı. Vardığımız kuyu çöl kuyularına benzemiyordu. Çöl kuyuları kumda açılmış ufak deliklerdir. Buysa bir köy kuyusunu andırıyordu. Ne var ki görünürlerde köy filan yoktu, düş görüyorum herhalde. “Çok tuhaf,” dedim Küçük Prens’e, “her şey hazır: Çıkrık, kova, ip...” Güldü. İpi tutarak çıkrığı çevirdi. Çıkrık, rüzgârın uğramayı unuttuğu bir fırıldak gibi inliyordu. “Duyuyor musun?”

ileriye. Ben kıpırdayamıyordum. Bileğinin yanında sarı bir parıltı gördüm. Hareketsiz kaldı. Bağırmadı. Usulca bir ağaç gibi yıkıldı. Gürültü bile çıkarmadı, her yan kumdu. XXVII Altı yıl geçti aradan. Daha bu öyküyü kimseye anlatmadım. Dönüşümde rastladığım dostlar beni sapasağlam gördüklerine sevindiler. Kederliydim ama onlara, “Yorgunum,” dedim. Şimdi biraz biraz geçti üzüntüm. Yani tam değil. Küçük Prens’in gezegenine döndüğünü biliyorum. Çünkü o sabah gün doğarken bedenine

gibi kocaman olduklarını, hatta yanına bir fil sürüsü de katsa bu sürünün bir tek baobab ağacını bile yiyip bitiremeyeceğini belirttim. Fil sürüsü sözü Küçük Prens’i güldürmüştü. “Biz de üst üste bindiririz onları n’apalım,” dedi. Ama bilgece taşı gediğine koymaktan da geri kalmadı: “Baobablar o boya gelmeden önce küçük değil midirler?” “Orası böyle ama koyunlar küçük baobabları neden yesin istiyorsun?” Apaçık bir gerçeği belirtmeyi gereksiz bulurcasına, “Amma da yaptın!” dedi. Bu sorunu

gezegeni. Küçük Prens, “Bu bir düzen meselesidir,” demişti sonradan. “Sabahları kendinize çekidüzen verdikten sonra gezegeninize de aynı şekilde bir çekidüzen vermeniz gerekir. Hiç aksatmadan her gün bütün baobabları söküp atmalısınız; küçükken gül fidanlarından ayırt edilemeyen bu bitkilerin büyüyerek fark edildikleri anı bıkmadan izlemelisiniz. Oldukça sıkıcı bir iştir bu. Ama çok kolaydır.” Günün birinde, “Güzel bir resim çizsen bari,” dedi. “Çiz de sizin oradaki çocukların kafalarında

yüzünün rengi atmıştı. “Çiçeklerin milyonlarca yıldır dikenleri var. Yine de milyonlarca yıldır koyunlar onları yer. Şimdi, çiçeklerin bunca güçlüğe göğüs gerip hiçbir işe yaramayacak dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalışmak önemli değil mi sence? Koyunlarla çiçekler arasındaki savaş önemli değil mi? Kızarık suratlı şişko bir bayın toplama işlemlerinden daha mı az önemli? Ya ben kendi gezegenimden başka hiçbir yerde yetişmeyen, eşine rastlanmadık bir çiçek tanıyorsam ve günün birinde ne

Download sample

Download